İlham

İsviçre Tasarımı Arayüzlerde Hâlâ Yaşıyor

Posterler için kurulmuş bir grafik dil ekranda hâlâ tanıdık geliyor. İsviçre Tasarımı’nın izini gridlerde, tipografide, hiyerarşide ve arayüzün sessiz yapısında görüyorum.

Dokulu bir poster zemininde akıllı telefon, İsviçre tarzı geometrik formlar, kırmızı daire, mavi küre, dağ manzarası, merdiven ve siyah kedi içeren sanatsal bir kapak görseli.
İsviçre tarzının geometrik poster dilini modern arayüz dünyasıyla birleştiren sanatsal bir kolaj.Hüdaverdi Ural

1950’lerin sonundan bir Josef Müller-Brockmann posterine bakın. Başka bir döneme ait olduğu belli. Yine de yapısı eski hissettirmiyor. Yazılar görünmeyen çizgilere oturuyor. Boşluğun bir görevi var. Bir öğe öne çıkarken diğerleri sırasını bekliyor.

O posterden iyi kurulmuş bir arayüze geçtiğimde hiyerarşiyi okuma biçimim çok değişmiyor. Beni asıl ilgilendiren taraf da bu. İsviçre Tasarımı, kopyalanacak bir görünüşten çok ilişkileri kurma yöntemi gibi geliyor.

1957 tarihli bir poster hâlâ garip biçimde tanıdık gelebiliyor

Bu yaklaşım International Typographic Style adıyla da biliniyor. Cooper Hewitt, Swiss Style’ı sans serif tipografi, asimetrik düzen, grid tabanlı yapı ve illüstrasyon yerine fotoğraf kullanımı gibi özelliklerle açıklıyor. Bunlar görünür işaretler. Bana göre asıl önemli taraf altta duran düşünce.

Yapı, bilgiyi daha anlaşılır hâle getirebilir. Bu fikir farklı alanlara rahat taşınıyor. Endüstriyel ekranlarda da rengin belirli bir görevi olduğunda daha anlamlı çalışması buna iyi bir örnek. İsviçre posteri kompozisyona benzer bir soru soruyor. Süslemeyi kaldırdığınızda ilişkiler hâlâ okunuyor mu?

Turuncu ve beyaz alanlarda siyah sans serif yazıların geometrik bir düzende hizalandığı 1957 tarihli konser posteri.
Josef Müller-Brockmann’ın 1957 tarihli Juni-Festwochen Zürich posteri, hizalama ve oranı ana görsel dile dönüştürüyor.Wikimedia Commons

Bu yüzden İsviçre Tasarımı’nı yalnızca minimal olarak tanımlamak bana eksik geliyor. İşler sade görünebilir ama amaç yalnızca azaltmak değil. Sayfa hâlâ çok şey yapıyor. Bunu dekorasyon yerine ilişkiler üzerinden yapıyor.

İsviçre Tasarımı’ndaki grid görünmek için tasarlanmadı

İsviçre Tasarımı’ndan kopyalanması en kolay şey grid. Yanlış anlaşılması da bir o kadar kolay. Grid, sonuçta görünmesi gereken bir desen değil. Öğelerin nerede başlayacağını, nerede biteceğini ve birbirine nasıl bağlanacağını belirleyen görünmez bir anlaşma.

Müller-Brockmann bu fikri pratik bir sisteme dönüştürdü. Niggli, ilk kez 1981’de yayımlanan *Grid Systems in Graphic Design* kitabını görsel çözümleri daha güvenilir ve hızlı düzenlemek için bir çalışma aracı olarak tanımlıyor. Benim dikkatimi çeken kelime “çalışma”. Sistem, keyfî kararları azaltmak için var.

Bu düşünce dijital ürün tasarımına oldukça tanıdık geliyor. Kolonlar responsive kurallara dönüşüyor. Baseline fikri spacing sistemlerinde karşılık buluyor. Tekrarlanan ilişkiler component oluyor. Ekranın genişliği değişse bile sayfa kendi mantığını koruyabiliyor.

Dijital ürün zaten sabit kalmıyor. Metin uzuyor. Veri kayboluyor. Yetkiler değişiyor. Viewport daralıyor. İlişkiler üzerinden kurulmuş bir kompozisyon, tek bir kusursuz frame’e göre bu değişimleri daha rahat taşıyor.

Bunu en çok tasarım gerçek içerikle karşılaşınca fark ediyorum. İki satırla dengeli duran kart beş satıra çıkabiliyor. Çevrilmiş bir etiket aksiyonu yana itebiliyor. Grid bu sorunları kendi başına çözmüyor. Ama sayfanın nereden esneyebileceğine dair mantıklı bir zemin veriyor. Benim için kusursuz ilk frame’den daha değerli tarafı bu.

Tipografi yerleşimin mimarisine dönüştü

İsviçreli tasarımcılar yazıyı kompozisyon bittikten sonra eklenen etiket gibi görmüyordu. Tipografi doğrudan malzemeydi. Sans serif karakterler bu yaklaşımın içine rahat oturuyordu. Max Miedinger ve Eduard Hoffmann’ın 1957’de geliştirdiği Helvetica daha sonra dönemin en tanınan örneklerinden biri oldu. Monotype da Helvetica’nın kökenini 1957 tasarımına bağlıyor.

Bugün de güncel hissettiren taraf, tipografinin kendi başına yerleşim kurabilmesi. Boyut öncelik yaratıyor. Kalınlık seviyeleri ayırıyor. Konum, bir border ya da kart gelmeden önce ilişki kuruyor.

Müller-Brockmann’ın 1960 tarihli Der Film posteri bunu çok iyi gösteriyor. MoMA eseri 1960 tarihli bir ofset litografi olarak kaydediyor. Başlık dekoratif bir kutunun içinde durmuyor. Harflerin kendisi kompozisyona dönüşüyor.

Büyük beyaz Der Film yazısı ve küçük kırmızı bilgi metinleri bulunan siyah 1960 sergi posteri.
Der Film (1960), tipografinin bir kompozisyonun içine yerleşmek yerine doğrudan kompozisyona dönüşebileceğini gösteriyor.Wikimedia Commons

İyi arayüzlerde de benzer bir durum var. Güçlü bir başlık, daha sakin bir açıklama ve doğru konumlandırılmış bir aksiyon çoğu zaman fazlasına ihtiyaç duymuyor. Kartlara, ayırıcılara ya da renge karşı değilim. Sadece onlar gelmeden önce tipografinin hiyerarşinin büyük bölümünü açıklamasını istiyorum.

Asimetri bazen simetriden daha düzenli hissettiriyor

İsviçre işlerinin çoğu ortalanmış olmadığı hâlde sakin görünüyor. En sevdiğim taraflarından biri bu. Denge, sol tarafı sağ tarafa kopyalayarak kurulmaz. Ölçek, hizalama ve boşluk arasındaki ilişkiden çıkar.

Armin Hofmann’ın işleri bunu özellikle iyi gösteriyor. Cooper Hewitt, Hofmann’ı doğrudan Swiss Style ile ilişkilendiriyor ve kontrastın kompozisyonu nasıl hareketlendirdiğini anlatıyor. Büyük bir form bir tarafa ağırlık verebiliyor. Küçük bir metin bloğu diğer tarafı tutuyor. Denge, eşit ölçülerden değil görsel ağırlıktan geliyor.

Ekranlarda da bu önemli. Her şeyin ortalandığı bir yerleşim, bütün öğelere benzer miktarda dikkat verdiğinde pasifleşebiliyor. Asimetri ise bir yol kurabiliyor. Göz önce büyük öğeyi buluyor, sonra destekleyen bilgiye geçiyor. Yerleşim vurgusu olan bir cümle gibi davranmaya başlıyor.

Üst bölümünde açılı geometrik çizgiler, altında kompakt sans serif metin bulunan siyah ve sarı Armin Hofmann sergi posteri.
Armin Hofmann’ın 1959 tarihli sergi posteri, okuma sırasını kaybetmeden asimetri ve kontrast kullanıyor.Wikimedia Commons

Bunu her arayüz asimetrik olmalı diye bir kurala çevirmek istemem. Bazı ekranlarda simetri gerçekten işe yarıyor. Bana kalan fikir şu: Denge için her öğeye eşit alan ya da eşit görsel güç vermek gerekmiyor.

Azaltmak ancak hiyerarşi ayakta kalıyorsa işe yarıyor

İsviçre Tasarımı çoğu zaman minimalizme indirgeniyor. Bence burada ilginç taraf kayboluyor. Bir şeyleri silmek kolay. Anlamı bozmadan neyin silinebileceğini bilmek çok daha zor.

Sade bir arayüz yine de kafa karıştırıcı olabilir. Geniş beyaz alanları ve güncel görünen bir grotesk yazı karakteri olabilir. Buna rağmen bütün etiketler neredeyse aynı görsel ağırlıktaysa ortada netlik yoktur. Sadece daha az nesne vardır.

İsviçre yaklaşımı, azaltma yapıyı güçlendirdiğinde işe yarıyor. Boşluk fikirleri ayırabiliyor. Ölçek sıra kurabiliyor. Hizalama hangi parçaların birlikte olduğunu gösterebiliyor. Bunların hiçbiri sayfanın boş görünmesini gerektirmiyor.

Burada stili bir tarife dönüştürme konusunda da temkinliyim. Grid, siyah yazı, beyaz alan ve tek parlak renk hızlıca başka bir hazır görsel kalıba dönüşebilir. AIGA’nın Eye on Design arşivindeki güncel İsviçreli tasarımcılar geleneğin bazı parçalarını korurken eski beklentileri bilinçli biçimde bozuyor. Bunu, 1950’leri sabit bir şablon gibi kullanmaktan daha ilginç buluyorum.

Tasarım sistemleri görünüşten daha fazlasını miras aldı

Bugünkü arayüzlerle bağlantı, ekran görüntülerini değil süreçleri karşılaştırınca daha belirgin oluyor. Bir tasarım sistemi tekrarlanabilir kararlar üzerine kuruluyor. Tipografi ölçekleri ilişkileri belirliyor. Spacing token’ları rastgele boşlukları azaltıyor. Component’lar kararları farklı bağlamlara taşıyor.

Bu, tek bir İsviçre posterinden Figma’ya uzanan düz bir çizgi değil. Dijital ürünlerin kendi tarihi ve kısıtları var. Yine de akrabalık hissi güçlü. Museum für Gestaltung Zürich, Müller-Brockmann’ın 1957 ile 1960 arasında Zürih’te verdiği eğitimde konstrüktif grafik ilkelerini rehber olarak kullandığını belirtiyor.

Benim için faydalı olan, sistem ile sonuç arasındaki ayrım. Sistem iyi karar vermeyi kolaylaştırmalı. Her sayfayı birbirinin aynısı yapmamalı. Grid, içeriğin kendisinden daha önemli hâle geldiği anda araç yardım etmeyi bırakıp itaat istemeye başlıyor.

Bu ayrım tasarım sistemi büyüdükçe daha önemli oluyor. Tutarlılık kolayca kendi başına hedefe dönüşebiliyor. Ben tutarlılığı dikkati koruyan bir araç gibi görmeyi daha anlamlı buluyorum. Tanıdık parçalar öngörülebilir davranırsa sıra dışı bölüm daha fazla alan kazanıyor.

Burada çözdüğümü iddia edemeyeceğim bir gerilim var. Yapı az olduğunda ürünün bakımı zorlaşıyor. Yapı fazla olduğunda yeni fikirler izin isteyen istisnalara dönüşebiliyor. Bana göre iyi sistem bu iki uç arasında duruyor. Ekibe ortak bir başlangıç veriyor ama bütün görsel cevapları önceden belirlemiyor.

En kalıcı taraf belki de en sessiz olan

İsviçre Tasarımı’nın görünür işaretlerini kopyalamak kolay. Helvetica kullanın. Her şeyi sıkı bir gride hizalayın. Büyük boşluklar bırakın. Bir kırmızı kare ekleyin. Sonuç kısa süreliğine ikna edici görünebilir. Ama bu fikirlerin neden bu kadar iyi taşındığını açıklamaz.

Kalıcı olan taraf daha sessiz. Bilginin bir sırası var. Hizalama ilişki kuruyor. Boşluk fikirleri ayırıyor. Dekorasyon konuşmadan önce tipografi anlam taşıyor. Bu ilkeler 1950’lerden bir İsviçre posterine hiç benzemeyen bir arayüzde de yaşayabilir.

Her arayüzün İsviçreli görünmesini de istemem. Karakter önemli. Eski kişisel web, insanların kendi kararlarını görünür bırakmasına daha çok alan açıyordu ve o düzensizliğin bir kısmını korumaya değer buluyorum. Sistemler gerçek sorunları çözüyor. Sorgulamayı bıraktığımızda ise her şeyi birbirine benzetebiliyor.

Arayüzlerin hâlâ bir sesi olsun istiyorum. Sadece o sesin altındaki yapının ne yaptığını bilmesini tercih ediyorum.

Kaynaklar

  1. A Harmony of Contrasts, Cooper Hewitt Swiss Style özellikleri ve Armin Hofmann’ın kontrast kullanımı.
  2. The teaching activities of Josef Müller-Brockmann, Museum für Gestaltung Zürich Müller-Brockmann’ın eğitim dönemi ve konstrüktif grafik ilkeleri.
  3. Grid Systems in Graphic Design, Niggli Yayın bilgileri ve gridin pratik bir çalışma aracı olarak kullanımı.
  4. Der Film, 1960, MoMA Müller-Brockmann’ın 1960 tarihli posteri için müze kaydı.
  5. Helvetica Now Variable, Monotype Helvetica’nın 1957 kökeni ve daha sonraki dijital uyarlaması.
  6. The Swiss Designers Breaking Tradition, AIGA Eye on Design Tarihsel gelenekle çalışan ve onu bozan güncel İsviçre tasarımı.
  7. Josef Müller-Brockmann 1957, Wikimedia Commons image1 için kaynak ve lisans kaydı.
  8. Josef Müller-Brockmann, Der Film, Wikimedia Commons image2 için kaynak ve lisans kaydı.
  9. Armin Hofmann, 1959 exhibition poster, Wikimedia Commons image3 için kaynak ve lisans kaydı.
UX/UI ve Ürün Tasarımcısı

Hüdaverdi, İstanbul’da yaşayan bir ürün tasarımcısı. 2017’den bu yana haber siteleri, e-ticaret ürünleri, bir fintech uygulaması ve çeşitli makine kontrol panelleri üzerinde çalıştı. Şu anda bir medya platformunda ürün tasarımcısı olarak çalışıyor; burada genellikle tasarım, teknoloji ve ürün deneyimleri üzerine yazıyor. Bunun yanında ilham, sanat ve gündelik hayat üzerine de yazıyor.

Birlikte bir şeyler
üretelim

Merhaba de!